Vahyi hayata Taşımak
Yazar: M. Emin Yıldırım
Fiyatı: 5,90
Yayın Tarihi: 21-09-2005
Hayri Küçükdeniz'in sesinden Kur’an-ı Kerim Mp3 Meal Hatim hediyeli
Arka kapak
...
Bunun için inanan insanın temel derdi, “vahyi hayata taşımak” olmalıdır. Tüm çabası, gayreti bu yolda olmalı, hayatının hiç bir karesini böyle bir idealden mahrum bırakmamalıdır. Vahiy, hayatının her alanına hakim olmalı, onunla yaşamalı ve onunla can vermelidir... Vahyin hayat kitabı olması için insanın önce bu kitabı tanıması gerekir. Tanımak için tanışmak lazım, insanın ilahî kitap ile tanışması, hemhal olması, karşısına oturup önce kendini tanıtması, sonra da onun tanıtmasını istemektir. Böyle bir istek bizi “Kur’an nedir ? ” sorusuna yöneltecektir. Bana hayat kitabı olması gereken bu yüce ve ilahî kitap nedir? Ne olduğunu bilmediğiniz, ne olduğunu merak etmediğiniz bir kitabı nasıl hayata taşıyabilirisiniz ki?
...
Tanıtım yazısı
Kalem Yayınları Ramazan’ın mana ve önemine ait çok değerli bir eseri okuyucularına takdim ediyor.Kitap Vahyi Hayata Taşımak ismi ile M.Emin Yıldırım imzasını taşıyor.Daha önce de yazarın Dua ve İnsani İlişkilerde İlahî Ölçü isimli eserlerini yayın dünyasına kazandıran Kalem Yayınları, bu sefer de İlahi kelamın muhtevasına dair çok önemli bir işlev görecek bu kitabı piyasaya sunuyor.
Bu kitabın yazarı, hemen kitabının önsözünde üç ayrı tasvir ile Kur’an’a yaklaşımları dikkatimize sunuyor.Bu üç yaklaşımın sebep ve sonuç ilişkilerine kısaca değinerek şu neticeye varıyor:İnsanımız vahyi tam anlamı ile tanımıyor.Tanıyamadığı için de hayatını o ilkelerle şekillendiremiyor. O halde yapılması gereken vahyi tam ve doğru bir biçimde tanıyabilmektir. Yazar bu tespitini şöyle sürdürüyor: Taşımak için tanışmak lazım,insanın ilahî kitap ile tanışması, hemhal olması, karşısına oturup önce kendini tanıtması, sonrada onun kendisini tanıtmasını istemektir. Böyle bir istek bizi Kur’an Nedir ? sorusuna yöneltecektir. Bana hayat kitabı olması gereken bu yüce ve ilahî kitap nedir ? Ne olduğunu bilmediğiniz,ne olduğunu merak etmediğiniz bir kitabı nasıl hayata taşıyabilirsiniz ki?
Bu duygularla yazar, ilahî vahye sen nesin diye sormuş ve Kur’an’dan binler cevap almış,bu cevapları şu an ki toplumun vahye yaklaşımındaki ihmal ve ihtiyaçlarını da dikkate alarak yüz madde de sınırlamıştır.
Seçilen o maddeleri okuyan bir okuyucu, bazen tefsir üsûlü okurcasına önemli meselelerin içerisine dalar. Bazen ruhuna,bazen kalbine,bazen de bedenine yönelik mesajlarla yüklü maddeleri okur. Yani okuyucu bu kitapla vahye ait merak ettiği tüm sorulara yanıt bulur. Bu cevapları Yazar sıralarken ne fazlaca teknik detaya girerek okuyucuyu yorar, ne de çok yüzeysel ele alarak okuyucuyu zor durumda bırakır. Tafsilat ve özet dengesini muhafaza ederek,vakîayı da önceleyerek yüz farklı cevap ile vahyin değişik iklimlerinde bizleri dolaştırıp durur.
Kitabın içerisinde ki “Kur’an ayet ve mesajlarının muhataplara iletilmesi ve açıklanması yetkisini Peygamber’e veren bir kitaptır.” maddesini çok güzel ifadelerle açıklayan Yazar. bir de orada bize bir müjde verir.Bu maddenin çok önemli olduğunu bunun için de bu meselenin ileride çıkacak olan Sünneti Hayata Taşımak çalışmasın da ayrıca ele alınacağının haberini verir.
Bu güzel eserin başka güzellikleri de var. Öncelikle kitap çok güzel bir kapağa sahip… Kitabın içeriği ile uyum halinde ki güzel tasarım, kitaba olan iştahımızı kabartacak düzeydedir. İkinci bir güzellik ise Kalem Yayınlarının hem kitabın muhtevasına, hem de Ramazan’ın ruhuna uygun olarak kitap ile birlikte okuyuculara verilen cd hediyesidir.Cd, Kur’an’ı Kerim’in tamamının mealinden oluşuyor. Muhterem Suat Yıldırım’ın tercüme ettiği,Hayri Küçükdeniz’in seslendirdiği meal cd’si tüm Kur’an dostlarına ayrı bir tat verecekdir.
-----------------------------------------------------------------------------------
İnsani ilişkilerde İlahi ölçü
Yazar: M. Emin Yıldırım
Fiyatı: 7,00
Yayın Tarihi: 10-01-2005
M. Emin YILDIRIM'ın anlatımı ile insani ilişkilerde on altın kural konferans vcd'si hediye
Kalem yayınlarının ilk, M. Emin Yıldırım’ın ikinci kitabı “İnsani ilişkilerde ilahi ölçü”. Dua isimli çalışmanın ardından yayın dünyamıza önemli bir katkısı olacağına inandığımız bu kitap yazarın önsözünde de belirttiği gibi yoğun bir çalışmanın ürünüdür. Aslında insani ilişkiler konusunda yayın dünyamızın çokta yabancı olmadığı bir konudur. Her ne kadar bu alana ait yüzlerce kitap yazılmışsada bu kitabı diğerlerinden ayıran temel özellik kitabın dayandığı referansları yani kaynaklarıdır. Yazar bunu şöyle dile getiriyor. “ bir haikatin doğruluğu yada hakikate yakınlığı ancak o tezin referfanslarının doğruluğu ile belirlenbilir.insani ilişkiler gibi zor bir konunun referansıda ancak vahiy olabilir. ( sayfa 11 ). Kitap 218 sayfadan ve 6 bölümden oluşmaktadır. Aslında giriş bölümü de insanı anlatan eve vahyin nazarında insanın nazarını karakter ve mizacını, vasfeden bölümüde sayarsak yedi bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde insanın kendi ile ilişkisi 4 ana başlık altında incelenir. Bak, oku, anla ve hükmet. Bu bölümün önemi ve öncelenmesi yazarın kalemi ile şöyle dile getirilir. “insanın kendisi ile olan ilişkisi sağlıklı bir yapıda olması, diğer tüm ilişkilerden önce değerlendirilmelidir. “ çünkü insanın kendi iç dünyası ile olan ilişkisi nitelik ve niceliği diğer tüm ilişkileri doğrudan etkilemekterdir. İnsanın kendisi ile olan ilişkisi sağlıklı bir yapıda olması, diğer tüm ilişkilerinin de sağlıklı olması demektir. Yada tersi sağlıklı olmaması diğer tüm ilişkilerinin hastalıklı olması dcemektir. ( sayfa 26 ) . insanın kendi iç dünyası ile yazarın ifadesi ile canı ( nefsi ) ile doğru bir ilişki kurması zorunlu bir ilişkiyi gündeme getirecektir. Bu ilişkide insan – Allah ilişkisidir. Yazar bu ilişkiyide 4 ana başlık altında inceler. Aslında imanın dört boyutu olan “ marifet, tasdik, amel ve ikrar “ yazarın kaleminden çok farklı boyutlara sürüklenir. Özellikle marifet başlığında nasıl bir Allah sorusu hiç biryerde bulamayacağımız güzellikte 5 başlık ile incelemeye tabi tutulur. 3. bölüm insan eşya yada evren başlığı taşımaktadır. Sözü yine yazara bırakırsak O şöyle bir girişte bulunur bölüme; “vahiy kültüründen mahrum zihinler ya eşya ile ilişkisin çok yüceltip eşyayı ilahlaştıracak, yada eşyayı çok alçaltarak ona hiç değer atfetmeyip nankörlük edecektir. ( sayfa 55 ). Bu bölümde de zengin bir içerik ile karşı karşıya kaldığınızı hemen farkedeceksiniz. Aslında yazarın en temel üslubu anlatacağı şeyleri en basit dil ile ve formüle ederek kısa ama anlaşılır biçimde sunmaktır. Bu bölümde de eşya ile kurulacak ilişkiler maddelenir, yedi başlık altında sıralanır. Kitaba konu olan insani ilişkiler dördüncü bölümde çok geniş biçimde işlenir. İlişkinin temelleri başlığı ile bu temel esaslar dörde ayrılır.
1- taraflar
2- Amaç, gaye
3- Usul Üslub
4- Sonuç istifade
Her başlıkta kendi içerisinde yine yazarın kendi üslubu çerçevesinde maddelenir. Okuyucu ne fazla malumat ile zihni yorgunluk çeker, nede okuduğu bilgileri hıfzetmek için özel bir çaba sağlar. Bu bölümde özellikle hatip muhattap ilişkileri çok güzel işlenir ve bu konuda okuyucuya peygamberden örnekler verilerek teori gibi gözüken şeylerin pratize örnekleri verilmiş olur. Usul ve üslub başlığı sözlü ve sözsüz iletişim diye ikiye ayrılır, her iletişiminde kendine özgü kuralları tek tek sıralanır. Bu bölümlerde beden dilinden koku diline,ruh dilinden renk diline hitaptantan ses tonuna,güzel sözden empatiye onlarca başlık incelenir. 5.Bölümde “insani ilişkiler de on altın kural” işlenir.Yazar bu bölümün girişinde şöyle bir açılımda bulunur.”Özellikleson yirmi yılda bu alana ait yüzlerce kitap yazılmış ve insani ilişkilere dair yıgınla kural tespit edilmiştir.Tabi bu kitapları yazan yazarlar,psikologlar,bilim Vahyin hayat kitabı olması için insanın önce bu kitabı tanıması gerekir. Tanımak için tanışmak lazım, insanın ilahî kitap ile tanışması, hemhal olması, karşısına oturup önce kendini tanıtması, sonra da onun tanıtmasını istemektir. Böyle bir istek bizi “Kur’an nedir ? ” sorusuna yöneltecektir. Bana hayat kitabı olması gereken bu yüce ve ilahî kitap nedir? Ne olduğunu bilmediğiniz, ne olduğunu merak etmediğiniz bir kitabı nasıl hayata taşıyabilirisiniz ki?
-----------------------------------------------------------------------------------
Bediüzzaman Said Nursi
Yazar: Hekimoğlu İsmail
Fiyatı: 5,50
Yayın Tarihi: 14-04-2005
Önsözünden
Hem Bediüzzaman Said Nursi’nin 3 devre damgasını vuran hayatına hemde yaşadığı dönemin siyasi olaylarına ışık tutacak eşsiz bir eser... Hekimoğlu İsmail’in kaleminden 170 Sayfa ve Resimli Bediüzzaman belgeseli Vcd'si hediyeli...
Arka Kapak
Onlarınki medeniyet libasını giymiş korkunç bir vahşettir. Zahiri parlıyor, batını yakıyor. Dışı süs, içi pis, sureti me’nus, sireti makus bir şeytandır. Müminlerin medeniyeti ise batını nur, zahiri rahmet, içi muhabbet, dışı uhuvvet, sureti muavenet, sireti şefkat, cazibedar bir melektir. Said Nursi Mıknatısiyeti yaratan Allah Said Nursi kuluna da mıknatısiyeti vermişti. O da müslümanlara Rıza-i İlahi’nin yolunu gösteriyordu... Herşeyi olan hiçbirşeyi olmayana mağlub olmuştu. Hakim-i mutlak Allah’tır. Allah indinde din İslamiyet’tir. Allah dinini koruyacaktır. Said Nursi gibi kimseler sebebtir. Hekimoğlu İsmail
----------------------------------------------------------------------------------------
Peygamber Efendimizin günlük dua ve zikirleri
Yazar: M. Emin YILDIRIM
Fiyatı: 6,00
Cep boy fiyatı : 2,50
Yayın Tarihi: 27-05-2003
Önsöz
Dua, çağrı,yakarış,yalvarış,istek ve arzuların dile getirilişidir. Beşerin en büyük silahı sığındığı sermayesidir. Allah katında değerinin yükselmesinin vesilesidir. O’nun için yüce Nebi (A.S) duayı “İbadetin ta kendisi” veya “ibadetin beyni” diye tanımlar.
Varlık aleminin amacı ibadet olduğuna göre Allah’a sunulacak takdim edilecek ibadetlerin başını dua oluşturur. Kur’an duaya verdiği önemden dolayı bir dua olan Fatiha ile başlar, yine bir dua niteliği taşıyan Felak ve Nas süreleriyle sona erer. Yine Efendimiz’in hayatın her alanını kapsayan yığınla dua ve zikirleride bu önemin bir göstergesidir.
Dua; mümkün varlık olan insan ile aşkın varlık Allah arasındaki en büyük bağdır; Yeryüzünden Allah’a doğru yükseltilen bu çağrılar,insan ile Allah arasındaki ilişkinin canlı tutulmasını sağlar. Bu canlılık Allah’ı hayatın her alanına müdahil kılmak ; yani Allah’lı bir hayat yaşamak demektir. En sevinçli halden, en kederli hale kadar ; maddi ve manevi en üst seviyeden en alt seviyeye kadar, her ne hal ve durumda olunursa olunsun Allah ile olan ilişkinin hayatiyetini sürdürebilmesidir. Bu bağın canlılığını Efendimiz (A.S) çok önemsediği için ömrü boyunca dualarını hayatının her alanına yaymıştır. Bunu yaparken şu iki amacı taşıdığını görüyoruz; İlki ; insan-Allah ilişkisinin canlılığını korumak, İkicisi ise : Mümin insanın hayatını disipline etme düşüncesidir. “Tabiat boşluk kabul etmez” kaidesini iyi bilen o yüce Nebi iman eden bir müslümanın hayatının hiçbir karesini boş bırakmak istemez. Sürekli bu disiplini sağlamaya çalışır. O iyi biliyordu ki; Kalp, zihin,beden Allah’ı anmaz ise, Allah ile sürdürmesi gereken bağı zayıflatırsa, Allah’a ait kılması gereken bu alanlar başka şeylerle doldurulur; şeytanların ve nefsin hoyratça kullandığı alanlara dönüşür. İşte şimdi daha iyi anlıyoruz o yüce Peygamberin “Allah’ım beni göz açıp kapayıncaya kadarda olsa nefsim ile başbaşa bırakma” yakarışını... Çok küçük bir an “ tarfeten ayn” bir göz kırpması kadar az dahi olsa Allah’tan ayrı kalmamanın ifadesidir.
Allah’ın kulundan gelen bu dua ve yakarışları asla karşılıksız bırakmayacağını çok iyi bilen Efendimiz (A.S) insanın acziyetini, ve küçüklüğünü dile getirmesinin Allah’ın hoşuna gittiğini de çok iyi biliyordu. Çünkü Allah : her şeyi yarattığı asli konumlarda görmek istiyordu. İşte dua; beşerin haddini bilmesi kendi güçsüzlüğünü ve zayıflığını ifade etmesidir. Asıl güç ve kuvvet sahibinin kim olduğunu belirtmesi; istenilecek , boyun bükülecek,gözyaşı dökülecek makamı bulmasıdır.
Dua tevhid’in en büyük anahtarıdır. Sadece ilah’da tevhid değil; rızıkta,ümidde, korkuda, sevgide, hükümde birliğin ifade edilmesidir. Doğru yapılan her dua aslında insanın Allah’a takdim ettiği bir tevhid sunulumu niteliğindedir. Öyleyse doğru bir dua nasıl yapılır?
sorusu burada gündeme gelir. Tabi ki doğru dua’nın en iyi öğrenileceği yer ; Kur’an ‘da çokça geçen dua örnekleri ile Efendimiz’in bize bıraktığı o yüce mirasın içerisindeki dualardır. O duaların mahiyetini büyük dilci İbn Manzur çok iyi tespit etmiş ve dualarda izlenecek yöntemi şöyle belirlemiştir.
1 ) Allah’ın birliğini dile getirme ve O’nu övgüyle anma
2 ) Allah’tan af ,merhamet ve hayır gibi manevi isteklerde bulunma
3 ) Allah’tan dünyevi isteklerde bulunma
4 ) Hamd, selavat ve tesbihle duayı kapatma
Böyle bir yöntem ile insan, Allah’a olan yakarışlarını sunmalı, isteyeceği,dileyeceği şeyleri iyi belirlemelidir. Şunu da göz ardı etmemelidir ki; doğru kelamla, doğru üslup ile, doğru zaman ve mekanla ve hepsinden önemlisi kalp- zihin birlikteliğiyle Allah’a ulaşan her feryad o yüce makamda dikkate alınacak ; ve bu çağrılara icabet edilecektir.
DOGRU KELAM :
Sinirsiz rahmet ve mağfiret makamının sahibi Allah’a yapılan dualarda kullanılan kelime ve sözcük doğru seçilmesi gereklidir. O makama yakışır tarzda olmalı; Allah’ın rahmetini celbedecek nitelikler taşımalıdır. Bu manada Kuran’da geçen dua ayetleri, Peygamberimiz’in (A.S) yaptığı dualar ve İslam büyüklerinin duaları bizlere örnek olmalıdır. Bu dualar kullanılabileceği gibi; içten;yüreğinin derinliklerinden kopup gelen feryatlarda eğer içerisinde herhangi bir yanlışlığı barındırmıyorsa makbül dualardan olacaktır.
Duada dil önemli midir? Yani yapılacak dualar Arapça olmak zorunda mıdır? diye sorabiliriz. Tabi ki her metin ifade edildiği dilde daha iyi mesajını iletebilir. Ama böyle bir fayda yinede dua’da tek dili zorunlu kılmaz. Eğer öğrenip, ezberlemede zorluk yoksa Arapça yapılmalıdır. Eğer zorluk oluyorsa, imkanlar elverişli değilse duaların tercümelerinide kullanmakta hiçbir mahsur yoktur.
DOĞRU ÜSLÜB :
Seçilen kelime ve cümlelerin doğruluğu kadar üslüb da önemlidir. Metin ne kadar doğru ve güzel ifadeleri barındırsa barındırsın Üslüb; o metin ve dua makamına uygun değil ise dualar icabetsiz kalabilir. Bu konuda Kuran’da ve Efendimiz’in uygulamalarında dua yaparken nasıl bir ses tonu kullanılması gerektiği, ellerin nasıl açılıp istenilmesi gibi üslubla alakalı uyarılarını okuyoruz. Unutulmamalı ki; dua yapılan makam Üslubu önemseyen ve kelamında en güzel biçimde de ifade eden makamdır. O halde Üslub o makama yakışacak nitelikte olmalıdır.
DUA’DA ZAMAN :
Dua için özel bir zaman zorunluluğunun olmadığını istenildiğini her zamanda dua yapılabileceği biliyoruz. Ama Peygamber Efendimiz (A.S) insanın dünyaya dalıp Allah’a karşı yabancılaşağını hissetmiş olmalı ki; bazı zamanlarda duanın tesirinin daha fazla olabileceğini belirtmiştir. Zamana bağlı duaların birde o an için duayı yapan insan üzerindeki manevi tesirinide unutmamalıdır. Efendimiz (A.S) dua edilmesini tavsiye ettiği bazı zamanlar şunlardır.
* Gecenin son üçte birlik kısmında
* Cuma günleri ezan ile kamet arasında
* Zulme ugradığı zaman mazlumun duası
* Yağmur yağarken
* Oruçlunun iftar öncesi
* Kadir Gecesi
* Seher Vakitlerinde
* Namaz sonralarında
DUA’DA MEKAN :
Her mekan ve zeminde dua yapılabilir. Ama zamanda olduğu gibi yine Efendimiz (A.S) bazı mekanlara has tavsiyeleri vardır. Bu mekanlardan en önemli yeri hiç şüphesiz Hacc’da yapılan dualar tutar. Tavafta,Zemzem kuyularında, Cemre günlerinde, Safa ve Merve arasında tabiki en önemlisi, Arafat’ta dualar yapılmasını tavsiye eder. Yine O’nun (A.S) mekanlarla alakalı şu tavsiyeleride vardır;
* Secde halinde
* Camiler ve Mescitlerde
* Yolculuk yapan şahsın yolda
Yine Efendimiz (A.S) en makbul duanın hangisi olduğu kendisine sorulduğunda; “Gaib olanın gaib olana ( yani haberi olmayanın arkasından yapılan dua) yaptığı dua” diye cevab verir. Çünkü Allah günahsız ağızlardan çıkan dualara icabet eder. Hiçbir kimse başka birisinin adına günah işleyemeyeceği için gaibin gaibe yaptığı dua çok önemli görülmüştür.
DUA’DA LİSAN KALB UYUMU:
Belkide duanın en önemli şartı lisan ile kalb uyumudur. Çünkü Efendimiz (A.S) buyurur ki; “Allah gafletle yapılan dualara icabet etmez” Dilden çıkan her kelimenin ana mekanı yürek olmalıdır. Dilin söylediğini kalp onaylamalı hatta dille ifade etmeden önce yürek o meramı ifade etmelidir. O halde fazla söze ne hacet ; yapılacak, yerine getirilecek şey öncelikle dua etmeye, yalvarmaya, yakarmaya yüzümüz olacak bir hayat yaşamak, yani fiili dualarda bulunmaktır. Bu fiili dualar kavli dualarımızın kabul edilmesinin en büyük etkenidir. O zaman dost düşman duaya kaldırdığımız ellerden çekinecek, ağzımızdan çıkan her kelime değer kazanacaktır.
Bu küçük çalışmanın hazırlanmasında büyük emekleri olan Ajans yıldırım’ın emektarları Ömer ve Selim kardeşlerime, her türlü yardım ve desteğini eksik bırakmayan Hüseyin kardeşime teşekkürü bir borç bilirim. Allah katında makbül ameller işlemeyi bizlere nasip etsin. Rabbim istenilince icabet edilecek, yalvarınca karşılık bulacak fiili ve kavli duaları bizlerede nasip etsin.
----------------------------------------------------------------------
Risale-i Nurdan Görüşler
Yazar: Enes KASIMOĞLU
Fiyatı: 10,00
Yayın Tarihi: 12-01-2005
Arka Kapak
Dünya madem fanidir. Hem madem ömür kısadır. Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur. Hem madem hayat-ı ebediye brada kazanılacaktır. Hem madem dünya sahipsiz değil. Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Hakim ve Kerim Müdebbiri var. Hem madem en iyilik ve en fenalık, cezasız kalmayacaktır. Hem madem sırrınca Teklif-i malayutak ( Güç yetmez teklifler ) yoktur. Hem madem zararlı yol zararsız yola müraccahtır. ( Tercih edilir ) Hem madem dünyevi dostlar ve rütbeler, kabir kapısına kadardır…
Elbette en bahtiyar odur ki; Dünya için ahireti unutmasın, Ahiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, malayani ( anlamsız ) şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telakki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre